Bu blog yazısında, Looper filmi üzerinden genetiğin, çevrenin ve insan tercihlerinin kader üzerindeki etkisini inceliyoruz.
Birkaç yıl önce 'Looper' adlı bir film izlemiştim. Başrol oyuncusu Joe, gelecekten gelen insanları öldürmekle görevli bir tetikçi. Basit ve iyi ücretli bir iş: doğru zamanda belirlenen yere varmak, hedefin gelmesini beklemek ve onu vurmak. Ancak her tetikçi en korkunç senaryoyla karşı karşıyadır: kendileri hedef olmak. Bu durum baş karakterin de başına gelir. Panik içinde, gelecekteki 'Joe'nun olay yerinden kaçmasına izin verir.
Ancak geleceğin "Joe"su, sadece ölmek istemediği için kaçmadı. Şimdiki "Joe"yu, gelecekteki çıkmazından sorumlu kötü adamı şimdiki zamanda ortadan kaldırarak gelecekteki tüm sorunları önleyebileceğine ikna eder. Bir hedefi düzgün bir şekilde ortadan kaldıramayan bir tetikçinin, örgütün yeni hedefi haline geleceğini bilen şimdiki "Jo", gelecekteki "Jo"yu ortadan kaldırmaya çalışır. Kötü adamlara dönüşeceğini düşündüğü kişilerin toplanacağı bir yerde saklanarak doğru anı bekler.
Son olarak, şimdiki 'Jo', gelecekteki 'Jo'nun kötü adam olmaya mahkûm çocuğu öldürmek üzere olduğu anda gelir. Ancak, gelecekteki benliğinin çocuğun annesini öldürmeye çalıştığını görünce aniden bir şey fark eder. Anne, çocuğu korur. Çocuğun kötü adama dönüşmesini sağlayacak anı tam da bu an olarak tahmin eder. Şimdiki 'Jo', gelecekteki benliğini kendini vurarak ortadan kaldırır ve böylece çocuk ve annesi hayatta kalır.
Çocuğun gelecekteki kötülüğünün tek nedeni genetik faktörler olsaydı, kahramanın seçimi anlamsız ve boşuna bir ölüm olurdu. Fakat çevresel faktörler -özellikle de çocuğun zihnine kazınan, anne ve babasının kimliği belirsiz bir saldırgan tarafından öldürülmesi olayı- geleceğini etkilediyse, kahramanın seçimi o geleceği değiştirdi. Doğa mı, yetiştirme mi? Doğuştan gelen bir eğilimle mi belirleniyor yoksa yetiştirilme tarzıyla mı şekilleniyor? Aslında bu tartışma, yakın zamanda aniden ortaya çıkan yeni bir konu değil. "Doğa mı, yetiştirme mi?" tartışması olarak adlandırılan bu konu, yalnızca Batı'da değil, Doğu'da da bitmek bilmeyen tartışmalara konu olmuş bir konu.
Açıkçası, kahramanın çocuğu ve annesini kurtarmış olması durumunda bile, bu tek olayın çocuğun büyüyüp kötü biri olma olasılığını ortadan kaldırdığına inanmıyorum. Çocuğun doğuştan kötü biri olma eğilimine sahip olduğunu da söyleyemem. Genetik ve çevresel faktörleri ayrı ayrı ele almanın geçersiz olduğuna inanıyorum; her iki faktörün de birbirini etkilediğini ve bireyin özelliklerini şekillendirdiğini savunuyorum.
"Looper" filminde işlenen doğa ve yetiştirme tartışması, birçok edebi eser ve felsefi söylemin merkezi bir teması olmuştur. Örneğin, Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza" romanında, doğa ve yetiştirme meselesi merkezi bir tema olarak ortaya çıkar. Başkahraman Raskolnikov, okuyucuları suçunun kaçınılmaz olarak sosyal çevresi tarafından mı şekillendirildiğini yoksa doğuştan gelen şiddet ve mizacından mı kaynaklandığını sürekli sorgulamaya teşvik eder. Bu şekilde, bir bireyin eylemlerinin karmaşıklığı -ki bu yalnızca genetik faktörlerle veya yalnızca çevresel faktörlerle açıklanamaz- vurgulanır. Benzer şekilde, filmde "Joe"nun yaptığı seçimler, bir çocuğun geleceğinin tek bir olayla belirlenemeyeceğinin altını çizer.
Genetik ve çevresel faktörleri tek başlarına anlamanın zorluğu, başkalarının çalışmalarıyla da doğrulanmaktadır. Evelyn Fox Keller, çalışmasında şöyle diyor: "Çevresel faktörler olmadan genler, her bireyin gelişimini gerçekleştirme gücünden yoksundur; tersine, genler olmadan çevre de aynı derecede yetersizdir." Başka bir deyişle, karşılıklı etkileri karmaşık bir şekilde iç içe geçtiğinden, onları ayıran tartışmalar anlamsızdır. Matt Midley de benzer bir görüş dile getiriyor. Doğa-yetiştirme ikileminin ötesine geçmemiz gerektiğini savunan Midley, çalışmasında bu iki unsur arasındaki tartışmanın, bir tarafın diğerinin aleyhine fayda sağladığı şeklinde değil, daha zengin bir argüman ortaya koyan, birbirini tamamlayan bir ilişki olarak görülmesi gerektiğini savunuyor.
Psikolog BF Skinner'ın davranışçı teorisinde, çevresel uyaranlar bireyin davranışını belirleyen temel faktörler olarak tanımlanır. Yani insanlar, doğuştan gelen bir yetenekten ziyade, dışsal pekiştirme ve ceza yoluyla öğrenir ve davranışlarını değiştirirler. Bu durum 'Jo' örneğine uygulandığında, çocuğun geleceğinin, genetik mizacından ziyade, yaşadığı olaylar ve bunların üzerindeki psikolojik etkilerinden önemli ölçüde etkilenme olasılığının daha yüksek olduğu görülebilir.
Doğu'da da doğanın mı yoksa yetiştirmenin mi insanlar üzerinde daha fazla etkiye sahip olduğu tartışması devam etmektedir. Kral Jeongjo'nun saltanatının 24. yılında (1800) Leydi Saju-dang Yi tarafından yazılan 'Doğum Öncesi Eğitimin Sırları' (태교신기), doğumdan önce anne rahminde bulunan fetüs üzerinde uygulanan yetiştirmenin gücünü ele alır. Bir bireyin doğuştan gelen özelliklerinin eğitimden kıyaslanamayacak kadar büyük bir etkiye sahip olduğunu belirtse de (muhtemelen Çin insan doğası teorilerinden önemli ölçüde etkilenmiştir), 'Tae Gyo Sin Gi'nin önemi hem eğitimsel hem de biyolojik yönleri aynı anda ortaya koymasında yatmaktadır.
Bu, ele alınması gereken bir noktayı gündeme getiriyor: Fetüs üzerinde oluşan dış etkiler gerçekten çevresel etkiler olarak adlandırılabilir mi? Dış etkiler fetüsü oluşumu sırasında etkileyip genetik yapısında değişikliklere neden olduysa, bunlar yalnızca genetik faktörlere bağlanamaz. Epigenetik tamamlayıcı bir açıklama sunar.
Epigenetik, gen aktivitesinin dış etkenlerden etkilendiğini varsayar. Örneğin, bir hücre içindeki bir metil grubu belirli koşullar nedeniyle DNA'ya bağlandığında, "metilasyon" adı verilen bu süreç gen aktivitesini azaltır. Metil gruplarının yanı sıra, etil gruplarının veya çevresel hormonların neden olduğu etkiler ve hatta çocuk istismarı veya ebeveyn uyuşturucu bağımlılığı gibi daha üst düzey etkiler de genlerin düzgün bir şekilde ifade edilmesini engeller. Çevrenin, DNA'nın başlangıçta amaçladığı sonucu değiştirdiği söylenebilir.
İnsanlar yalnızca varoluşlarıyla büyümezler. Herkes kendi uzay ve zamanlarında yaşar. Genler bir kişinin vücudunda mevcut olsa bile, yalnızca belirli bir ortam mevcut olduğunda ifade edilebilirler. Bu ifade süreci sırasında dışarıdan alınan etkiler, genlerin daha sonra nasıl kullanılacağını belirler. Kahraman 'Joe' tarafından kurtarılan çocuk büyüyüp bir kötü adam mı oldu? Gelecekteki 'Joe' aracılığıyla, eğer dünyası bu şekilde devam etseydi, çocuğun doğuştan gelen genetik özellikleri ve karşılaştığı çevre koşulları nedeniyle başkalarının hayatlarını tehlikeye atan birine dönüşeceğini deneyimledik. Ancak kahramanın eylemleri, çocuğun geleceğini kökten değiştiren bir tetikleyici haline geldi.
Film, çocuğun büyüyüp kötü bir adam olup olmadığını göstermiyor. "Prenses prensle evlendi ve sonsuza dek mutlu yaşadılar" diye biten bir peri masalına çok benziyor ve çocukların kitabı kapatmasını sağlıyor. Belki de kahramanın tahmini yanlıştı. Elbette, çocuğun geleceğinin yalnızca annesi öldüğü için kötü bir adam olarak önceden belirlendiğini kesin olarak söyleyemeyiz. Büyürken karşılaşacağı çeşitli çevresel faktörlere ve doğuştan gelen genetik yatkınlıklarının nasıl ortaya çıktığına bağlı olarak geleceği birçok yöne doğru değişebilir. Çevresindeki küçük değişiklikler bile davranışlarını ve karakterini önemli ölçüde etkileyebilir.
Bu şekilde film, insan kaderinin tek bir faktör tarafından belirlenmediğini öne sürüyor. Genetik yatkınlık tek başına bir kişinin tüm karakterini belirleyemediği gibi, çevre de tek başına her şeyi belirleyemez. Doğa ve yetiştirmenin bu karmaşık etkileşimi net cevaplar sunmuyor ve insan geleceğini kesinlikle öngörülemez bir alana itiyor.
Sonuç olarak, 'Looper' çocuğun geleceğini belirsiz bırakıyor ve başına ne geleceğini kesin olarak söylemeyi reddediyor. Bu da bizim için önemli bir soruyu gündeme getiriyor: İnsan kaderi gerçekten doğa tarafından önceden belirlenmiş mi? Yoksa kişinin yaşadığı ortama ve içinde yaptığı seçimlere göre değişebilir mi? Başkahraman Joe'nun fedakarlığı çocuğun geleceğini gerçekten değiştirdi mi, yoksa çocuk kaçınılmaz olarak başka bir yoldan kötülüğe mi yönelecekti?
Film bu soruya kesin bir cevap vermiyor ama bu sorular üzerinde düşünmemize olanak tanıyor.